Ayaklar baş olunca bir ülkede her şey bozulmaya başlıyor...Önce toplumu oluşturan katmanlar arasında kavgalar başlıyor. “Sen şunlardansın... Sen şu düşüncedesin” diye diye gerilim hızla artıyor... İktidar yanlıları karşıtlarını her yolu kullanıp yok etmeye başlıyor.
İktidarın başı kendi yandaşı zenginler üretme yolunu seçiyor. “Sen zengin ol ve şu işi yap” diyor ve o kişi de yapıyor. Devletin her türlü imkanları o yandaşlara açılıyor.
Medyanın önemi nedeniyle “kayıtsız şartsız onu destekleyecek” bir medya yaratılıyor. Sadece patronlar değil “gazeteciler de satın alınıyor...”
Ardından ekonomi... İşçi ile kavga... Memur ile kavga... Çiftçi ile kavgalar başlıyor.
Yapılan yanlışlar sonucu birkaç yıl sonra ekonomi hızla kötüleşiyor. Başlangıçta uygulanan ekonomik politika tıkanmaya gidiyor. Enflasyon alıp başını koşuyor.
İktidarın başı da aklına her geleni söylemeye başlıyor. “Kendisini bir tür padişah sanıyor” artık... Hışmı da felaket... Bu yüzden etrafındaki hiç kimse ona “beyefendi, pardon haşmetmeap yanlış yapıyorsunuz” diyemiyor. Bırakın bunu demeyi, kimse “sayın liderim işin bir de bu yönü var” diye bile konuşamıyor.
Liderin hışmından korkup, her şeylerini “üç otuz paraya satanlar” onu alkışlamaya devam ediyorlar: “Padişahım çok yaşa...”
Ve padişah eleştiriler artınca bir süre sonra örneğin kendi sadık milletvekillerine mahkeme yerine geçen “Tahkikat komisyonu” kurduruyor. Kim ki muhalefet yapar atın içeri...
Liderin tek dostları kendisi gibi “Lider ne derse o olur. O asla sorgulanmaz” diyen krallık, diktatörlük veya emirliklerle yönetilen ülkelerin liderleridir. Çünkü oralarda kendisini çok rahat hisseder lider.
Medyadaki yandaşlarının o zaman aklına bile gelmiyordur ülkenin nereye gittiği... Onlar, batıya gittiğini sanan ama doğuya doğru giden bir geminin içinde olduklarının farkında bile olmayan sersemlerdir. Kimisi iyi niyetten, kimisi aldıkları avantadan, kimisi de gerçekten sersemlikten...
Sonra birden, “medyadaki hayalperest tatlı su liberali olan liderin yandaşları uyanmaya başlar.” Çünkü görürler ki liderin o gördükleri vücudunun ve yüzünün içinde bir başka şey var. Zaman zaman lider kontrolünü kaybediyor ve işte o anda hep saklamaya çalıştığı “öteki yaratık lider ağzından fırlayıp” ortaya çıkıyor. İşte bu, o liderin gerçek yüzüdür.
Unutmadan ekleyelim; hanımefendi de inanılmaz değişim olur bu arada. Pırlanta küpeler, pırlanta saatler, pırlanta yüzükler. Aman Allah’ım... “Yürü ki yeriniz bu yer değildir hanımefendi...”
Ve bu arada devlet, toplum, ekonomi her şey bir felakete gidiyormuş umurlarında bile olmaz bizim liderin... Sonra gün gelir, devran değişir ve haşmetmeap iktidarı kaybedip mahkemelerde yaptıklarının hesabını vermeye başlar... Sadece o değil tabii. Yandaşları da...
Haşmetmeap bir de bakar ki, o sırada etrafında kimse yok. Nerede onun zengin ettikleri? Nerede şakşakçıları? Nerede “her sözünde keramet bulanlar?”
Ve işte bu noktada birden bakarız ki, onun şakşakçıları anında “padişahım sen çok yaşa” diyecek yeni bir lider bulmuşlar. Bulamayanlar da zaten kaçmışlardır yurtdışına... Ama heyhat iade edilip yargılanacaklardır...
Ülkede kalanlar da ilk önce, yanlarında çalışan eski padişahın şakşakçılarını hemen kovarlar işten. Yerlerine yeni padişahın şakşakçılarını ararlar. Eski padişahın adamlarının kredileri hemen kesilir... Bankaların başındakiler de değiştiği için mallarına el konmaya başlanır. Hapis yolları açılır onlara... Kartal örneğin...
Eski padişahla beraber onun ne kadar adamı varsa, tabii kaçamayanlar, ya hapsi boyluyor ya da her şeylerini kaybetmiş olarak yaşamaya çalışıyorlardır artık. Tabii bir yandan eski padişaha küfür edip, öte yandan yeni padişaha yamanmaya çalışarak.
İşte bir lider, bir ülkeyi böyle batırır. Ve ayakların baş olduğu ülkelerde bunların hepsi yaşanmıştır...
Hangi ülke hangi lider mi?
Zimbabwe canım. Lideri de Mugabe. Ondan söz ediyoruz... Bizde hiç böyle şey olur mu? Bizim liderimiz böyle şey yapar mı?
Sedat Sertoglu - Aksam
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=117245,10,199