Muzzy01
2de Middelbaar
  
Offline
Cinsiyet: 
Yer: Hamme
Mesaj Sayısı: 696
Ya isitiklal, ya ölüm...
|
 |
« : 09 Ara, 2007, 03:30:19 » |
|
Anımsanacağı gibi Şubat 2005'te, bir AB Parlamento Komisyonu toplantısında Fransız parlamenter J. Toubon , bizimkilerin gözlerinin içine baka baka: "Türkiye, Sevr'i kabul etmelidir!" deyiverdi rahatça...
Sevr, Batı'nın yüzyıllardır Türkler için düşlediği bir tasarıdır; bunun 20. yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleşmesinin başını İngiltere çekmiş, "maşa" olarak da Yunanistan'ı ve Başbakan E. Venizelos 'u kullanmıştı.
Venizelos, Londra, Paris, San Remo en son da Spa Konferansları'nın kulislerinde, Trakya'yı, İzmir ve çevresini koparabilmek için fır dönüyordu; Trakya, Venizelos'a verilince, Spa'da belirtilen temel amaçlardan biri olan "Türklerin Avrupa'dan atılması" böylece gerçekleşecekti.
B. Britanya, İrlanda Kralı, Hindistan İmparatoru Majesteleri'nin sadık adamları Başbakan Lloyd George, Dışişleri Bakanı Lord Curzon 'un öteki temel amaçları da "Ortadoğu'yu biçimlendirmek" ti kuşkusuz.
Bu da, Osmanlı'dan koparılacak topraklar üzerinde kurulacak devletlerin nasıl oluşturulacağına, yönetimlerinin nasıl olacağına bağlıydı; dönemin ABD Başkanı T. W. Wilson 'ın, oluşumuna öncülük ettiği Birleşmiş Milletler'in (BM) 26 maddelik kuruluş ilkelerinin, 22. maddesi bu düzenlemeye özgülenir; böylece Osmanlı Devleti'nin nasıl parçalanacağı ayrıntılarıyla belirtilir; dahası bu "26 madde" olduğu gibi Sevr Antlaşması'nın başına yerleştirilir.
Bu bağlamda ilginç olan bu "kurucu" ilkelerde, Osmanlı Devleti ile birlikte yenik düşen ülkelerden hiç söz edilmemesi, adlarının anılmamasıdır; demek ki, günümüzde "her derde deva!" BM'nin çekirdeğinin dayanaklarından biri de, bir bakıma, Türklerin nasıl çökertileceğidir.
Ne ki, bu ilk Sevr haritası, dolayısıyla Ortadoğu'nun yeni sınırları ABD'yi memnun etmeyecektir, ABD'nin, İngiltere'nin dümen suyundan çıkıp, onu dümen suyuna alarak, yeni bir Ortadoğu düzenlemesi peşine düştüğü görülür.
Türkiye'de, "Amerikan mandaterliği" ni isteyen "mandacılar", zaten çok önce ABD'ye kucak açmışlardı; ABD yeni bir Ortadoğu için Anadolu'nun "anahtar" değerinin ayrımındadır; "Kurtuluş" un ilk gününden Lozan'a dek her aşamasını günü gününe Anadolu'nun içinde izler; kuşkusuz "Kuruluş" un da en yakın izleyicisidir.
20. yüzyılın ortalarında ise adeta "ikinci mandacılar", ABD'siz soluk alamayan, "Küçük Amerika olacağız!" diyenler iktidarı ele geçirir Türkiye'de.
Çok sürmez; bu ikinci mandacıların yolu da birinciler gibi, "Atatürkçü ordu" tarafından "27 Mayıs 1960 Devrimi" ile kesilir.
Öte yanda yolunda hızla ilerleyen ABD Majesteleri'nin İngiltere'sinin yerine geçmiştir; emperyalizmin yeni patronu artık ABD'dir.
21. yüzyılda, Lloyd George'ların, Curzon'ların yerini Bush 'lar, Condoleezza Rice 'lar almış; Yunanlıların yerine de Iraklı Kürtler ve PKK sahneye çıkarılmış, Venizelos'un yerine yeni "maşa" olarak da Barzani ortaya sürülmüştür.
Türkiye'de de ABD'nin yıllar boyu suladığı dincilik, 2002'de meyvesini vermiş; dinsel temelli, ABD'ye bütünüyle bağımlı AKP'nin Gül' leri, Recep' leri v.ö. iktidardadır artık.
Bir bakıma bunlar da "üçüncü mandacılar" dır; ilk mandacılardan ayrımı "din ticareti" ile beslenmeleri, olağanüstü bir medya ve "aydın (!)" güruhu ile desteklenmeleri.
Bilindiği gibi bu üçüncü mandacılar, erekleri (hedef) için kullanacakları AB'nin kapısı önünde -alışkın oldukları- "emir kulu" durumunda beklemekteler; ne ki AB'nin kapıyı açmaya niyeti yok; durmadan yeni koşullar sıralanıyor; işte bunlara J. Toubon "Sevr'i kabul et!" koşulunu da ekledi.
Böylece ABD'ye kendi haritasını, kendi Sevr'ini açıklama fırsatı yaratıldı; 2006'da yarbay Ralph Peters aracılığıyla, Anadolu'yu bölen, Ortadoğu'yu yeniden biçimlendiren "2. Sevr" haritası dünyanın gündemine sunuldu.
Üçüncü mandacılardan "çıt" çıkmadı...
Birinci ve ikincilerin yolu kesilebildi; bu üçüncü mandacılar da aynı sonuca uğrarlar mı dersiniz?
MERİÇ VELİDEDEOĞLU Cumhuriyet
|