|
billions
|
 |
« : 20 Ağu, 2007, 15:23:18 » |
|
Herkese merhaba,
Uzak yakın,merhabalaştığımız herkes bu sene Türkiye’de Parlamento seçimlerinde oy kullanıp kullanmadığımı şöyle iğnelercesine sormadan edemiyor.Öyleyse herkes duysun,evet kullandım!Anamın ak sütü gibi helal seçme hakkımı ülkemde,55 yıldır ilk defa kullandım.Onun için de ülkemin politikası hakkında konuşma hakkına da sahip olduğumu düşünüyorum.Ayrıca ikinci ülkem Belçika’da da, Mayıs ayındaki parlamento seçimlerinde yine seçme hakkımı kullanmıştım.Yani 2007’de iki defa politik tercih yaptım.Tercih ettiğim,oyumu verdiğim politikalar Türkiye’de olsun,Belçika’da olsun yenilgiye uğradılar.Bunu da burada belirteyim siz sormadan.Benim görüşümle,demokrasi felsefesiyle yan yana getiremeyeceğim bir siyasi birlik AKP Türkiye’de büyük bir taraftar kitlesine ulaşırken,Belçika’da da yine benim gözlemlerime göre apaçık faşist eğilimli diğer bir siyasal birlik,FLAMS BELANG Flaman Bölgesinde oylarını artırdı.
Göreceli bir ilerilik gösteren Batı Avrupa sistemleri,politik/demokrasi platformunda ofsayta düşen politik görüşleri her hangi bir şekilde sistem içine çekmede,kontrol altında tutmada şimdiye kadar başarılı olabildiler.Buna en yakın örnek,Avusturya’da birinci parti olarak seçimleri kazanıp hükümet de çıkarabilen HAYDER’in avrupanın diğer demokrasileri tarafından nasıl ablukaya alınarak ekarte edildiğidir.Bu bağlamda yakın gelecekte Avrupa için demokrasilerin yozlaşması gibi bir tehlike görülmemektedir.Hatta daha yaygın ve somut bir ilkeler dizisi geliştirilmeye,standartlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Türkiye gibi faşizmin,feodalizmin ve teokrasinin kara sularında seyrederek demokrasi ummanına rota çevirmeye çalışan ülkelerde yakın gelecekte net tahminler ileri sürmek olanaksız.Aydınında, politikacısında,medyasında,halkında etiğin sıfırlandığı ortam her geçen gün daha bulanıklaşıyor. İşlerine geldiğinde demokrasi havarisi kesilenler,bukalemunlar gibi renkten renge girmekte hiç sakınca görmüyorlar.Bunları yazıya dökerken içimin kan ağladığını,stresimin tavan yaptığını da belirtmeliyim.
Dağlarca sorunun altında kalan ülke her işini bıraktı şimdi de aylardır Cumhurbaşkanlığı krizine kilitlendi.Orası sistemin son stratejik kalelerinden birisi olduğu için aynı politik görüşün ideoloğlarından birisinin oraya çıkarılmasına karşı verilen umutsuz çaba,halkın tercihi doğrultusunda ancak meltem şiddetiyle sürmekte.Hem ideoloji olarak o görüş karşıtı olduğum,hem önerilen adayın geçmişinin o makama yakışmayacağını düşündüğümden karşıt düşünce saflarında bulunduğumun altını çizeyim.Abdullah Gül o makamın ağırlığını kaldırabilecek görüntü sergileyemedi bence,neden mi?
*Cumhurbaşkanlığı koltuğu gibi milletin en yüce makamını işgal edecek bir kişinin;
-Kesinlikle sanık sıfatı taşımaması gerekir.Necmettin Erbakan da içlerinde olmak üzere şu anda meclis çatısı altındaki bir hayli AKP’li vekillerin Kayıp Trilyon davasında yargılanma süreçleri bitmemiştir.Bu vekillerden birisi de Abdullah Gül’dür.Davada Necmettin Erbakan tüyü bitmemiş yetim hakkını hortumladığı için suçlu bulunarak cezaya çarptırılmış,yine bu politik gurubun çabaları ile evet,haksız olarak hapis yatmaktan,layık olduğu cezayı laikiyle çekmekten kurtarılmıştır.Şimdi O’nun suç ortağı olduğu savıyla yargıda davası bitmemiş, milletvekili dokunulmazlığı zırhı ile kendisini korumaya almış,bu davadan aklanmamış bir kişinin cumhurbaşkanı seçilmesinin etiksel olmadığı düşüncesindeyim,bu bir.
*Abdullah Gül,Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle davalıdır :58.Cumhuriyet Hükümetinde Başbakan olarak (Kasım 2002) o koltuğa oturan Abdullah Gül,Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dava açmış birisidir.Emsal davaları görene kadar şikayetini geri çekmeyi reddetmiş,ancak davayı kaybedeceğini anladığı için,geri çekmiştir.
*Abdullah Gül şimdiye kadarki söylemleriyle benim demokrasi anlayışımla çatıştığı için;
-Moral açısından Türkiye'nin bütünlüğünü tehdit eden ve en ziyade tahribatı verdiğine inandığı laiklik ilkesi ve laiklik olayı olduğuna…(demokrasiyi koruma yemini edecek bir mevki için,inançlar ve ırklar mozayiği bir ülkede başka seçenek zaten olamaz),
-Türkiye'de Cumhuriyetin sonu geldiğine ve kesinlikle laik sistemi değiştireceğine… (Demokrasinin içerisinden onun en önemli ögelerinden birisi olan laikliği çekerseniz artık o rejimin adı demokrasi olmaz).
*Tarihi incelerken düştüğü yanılgılardan,yorumlarından ötürü;
-Cumhuriyet ilkelerinin halka zorlamayla dayatıldığına (devrimlerin sanki başka seçenekleri varmış gibi?),
-İkinci Cumhuriyet ve yeni Osmanlılık kavramlarını çok sağlıklı bulduğuna ve geleceğe bu nedenle umutla baktığına(Mustafa Kemal’in,Cumhuriyet ilke ve devrimlerinin imajının silikleştirilebilmesi için en akıllıca yol da bu bence).
*Şimdiye kadar devlet içerisindeki aldığı görevlerde,en çok kaldığı dışişleri bakanlığında gözle görülür bir başarıya tanıklık edemedim.Kriz yönetim yeteneğinin bulunduğunu zannetmiyorum ki,cumhurbaşkanlığı makamı için olmazsa olmazlardan birisidir.Avrupa Birliği’nden,stratejik ortağımızdan (!) yediğimiz keskin dirsek darbeleri bu dönemde dozajını hayli yükseltti.Kıbrıs gibi bir dava altın tepsi içerisinde karşıya sunulurken Abdullah Gül’ün elinde Türkiye’nin, Kıbrıs’ın yararına ne kaldı?Kuzey Irak’taki kırmızı hatlar ne oldu?…
*Cumhurbaşkanlığı makamı; devletin dengelerini gözetmede, Türkiye'yi temsil etmede bir numaralı koltuk.Her zamanda,Türkiye'nin siyasi tarihinin tüm aşamalarında büyük önem taşımıştır.Buraya çıkacak kişinin,olabilecek en geniş uzlaşmayı da temsil etmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer,onlar ne kadar sızlansalar da bir bakıma AKP'ye en büyük iyiliği yapanlar arasındaydı.Çünkü sistemde çok ciddi sorunlar yaratabilecek girişimleri gücü yettiğince engelliyordu.Abdullah Gül gibi birisinin oraya gelmesiyle olacakları kestirmek hem çok kolay,hem çok güç...
Seçildiği gün TBMM'de; "...Anayasaya... Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına... namusu ve şerefi üzerine” ant içecek.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyarak olaya benim bulunduğum zeminden bakmaya çalışın bir an. Ya Abdullah Gül yeminini tutmayan,verdği sözde durmayan birisi olarak o makamı işgal edecek ve sistemle çatışacak,ki kimin altta kalacağı belli olmaz;veya o makam uğrunda şimdiye kadarki fikir ve davranışlarından,kişiliğinden vaz geçecek orada oturdukça,yani bukalemunlaşacak .
Her halükarda en büyük zarar da yine o canım ülkeye olacak.
Üçüncü seçenek varsa söyleyin de,ne bu güzel ülkenin daha fazla kargaşa ortamına yuvarlanmasına fırsat verelim,ne de insan etiğinin sıfırlanmasına.
Z.Ö
|