|
AsqaN
Ziyaretçi
|
 |
« : 14 Şub, 2008, 21:05:29 » |
|
Papa II. Paul:
"Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya'yı Hıristiyanlaştıralım." "Dinlerarası diyalog, Kilise'nin bütün insanları Kilise'ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih'i ve İncil'i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir." Fethullah Gülen: “Papa cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.” (10 Şubat 1998, Zaman)
DİNLER ARASI DİYALOG KAVRAMININ ORTAYA ÇIKIŞI
"Dinlerarası Diyalog" kavramı Şubat 1998'de Türk kamuoyunun gündeminin baş köşesine oturmuştu. Gerçi 1966'dan başlayarak Müslümanlarla yakın münasebetlere girişen Hıristiyan çevreler, başta Katolik Kilisesi olmak üzere, 1980'den itibaren Türkiye'deki özellikle ilahiyat fakülteleri eksenli olarak "Diyalog" yollarım aramıştır.
1988 yılında, Vatikan'da, Türkiye'deki ilahiyat fakültelerinden 12 bilim adamı ile Roma'daki Katolik enstitülerinden bir o kadar uzmanın katılmasıyla bir "Kollogyum" düzenlenmiştir. Bunun yanında Ortodoks Hıristiyanların 1984'te başlayan benzeri girişimleri olmuştur. "Diyalog" toplantılarının altıncısı 10-14 Eylül 1984 tarihleri arasında İstanbul'da yapılmıştır. Bütün bu diyalog etkinlikler hep akademik çevrelerle sınırlı kalmıştır.
Akademik çerçeveyi aşan diyalog teşebbüsleri de aslında yeni sayılmaz. Örneğin Almanya'da Risale-i Nur müntesibi çevreler ile Hıristiyan çevreler arasındaki Dinlerarası Diyalog süreci çok daha eskiye dayanır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bizzat Risale-i Nur müellifi, misyonerlerle Nurcular arasında işbirliğinin gereğine işaret etmiş, bu çerçevede Papalık ile mektuplaşmıştır. Papalık da 22 Şubat 1951 tarihli bir mektupla cevap vermiştir. (Bkz., 17-23 Şubat 1996 tarihli Aksiyon Dergisi, s. 29.)
"Dinlerarası Diyalog"a yönelik tereddüt ve şüphelerimizi ilk olarak Haftalık Haber Dergisi Mesaj 'in 1992'deki 55 ve 56. sayısında ortaya koymuştuk.
1995'te başlayan değişim sürecinin bir yansıması olarak oldukça ilginç bir zamanlama ve gerekçeyle Fethullah Gülen'le birlikte "Dinlerarası Diyalog" süreci kitlesel bir boyuta taşınmış olduğu görülmektedir. Fethullah Gülen'in ardından Başkan M. Nuri Yılmaz'ın Papa ile yaptığı görüşme Diyanet İşleri Başkanlığı'nı da diyalog sürecine dahil etmiştir.
Yeni Mesaj Gazetesi ve Meltem TV bu konuda üzerine düşen vazifeyi hiç bir beklentisi olmadan, hiç bir kınayıcının kınamasına aldırmadan yerine getirmişti.
O zamanlar demek istediğimizi anlamayan ve yanlış yorumlayanlar sağda solda şunları söylüyorlardı: "Bu "Diyalog" karşıtları bizi çekemiyor, yaptığımız büyük "hizmetleri" kıskandıkları için böyle yapıyorlar, bunlara bakmayın. Hatta bunlar öyle fazla bir sayı da değildir. Marjinal bir grupturlar. Yapacak başka bir şey bulamadıkları için böyle yapıyorlar."
Tabi bununla da kalmadılar, bazı cümlelerinin içine hakaret unsuru sözler de eklediler. Biz, bu tip eleştirilere delilli cevaplar vermeye devam ettik. Yapmayın, etmeyin, yanlış yapıyorsunuz, sizin bu çalışmanız bu milleti Hıristiyanlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu millet Müslüman'dır, bu milletin Müslümanlığı bu ülkenin bölünmez bütünlüğünün de teminatıdır. Siz bu milletin zihnine dini ile ilgili bazı şüpheler sokarsanız, bu yaptığınız din ile kayıtlı kalmaz, ülkenin bütünlüğünü de olumsuz yönde etkiler.
Şunu da dedik: "Bütün misyonerlerin ana hedefi şüphe tohumları ekmektir. Dini hakkında şüphe içinde olan bir Müslüman, misyoner için en iyi hedeftir".
Ülkemizde meydana gelen olaylar, 800 yıllık Endülüs Medeniyeti'nin yok olmasıyla sonuçlanan olaylarla tam bir paralellik arz ediyordu. Aynı masum görünümlü oyunlarla sonu getirildi Endülüs'ün. Diyalog ve Hoşgörü adı altında aslında yeni bir tür misyonerlik ile karşı karşıya idik. Bunun yol açacağı tehlikelerle bugün artık yüz yüzeyiz.
Süreç içerinde neler oldu: Dört yıl içinde ülkenin her yanı misyonerlerle doldu.Mantar gibi kilise evleri türemeye başladı. Bir elde İncil, bir elde güya Hz. İsa'nın hayatım konu eden kasetler, ülkeyi pervasızca dolaşmaya başlayan bu eğitimli misyoner ajanlar, dağıttıkları İndiler içine Türkiye'yi çok farklı gösteren haritalar da koymayı ihmal etmediler.
Bizi, endişelerimizde son derece haklı çıkaran bu tehlikeli sürecin yanında bir başka şey daha ortaya çıkmış oldu. O da Diyalog karşıtlarının marjinal mi, yoksa güçlü bir kitle olduğu mu? Alanlara yüz binleri, salonlara on binleri dolduran "diyalog" karşıtları öyle marjinal falan da değildi.
Bu ba$likta "dinler arasi diyalog" konusunda goru$lerinizi belirtebilirsiniz .. Dinlerin geli$mesi için pozitif bir atak mi ? Dinlerin ayakta kalabilmesi için bir çaba mi ? Muslumanligi yayabilmemiz için bir firsat mi ? Yoksa Papa'nin dedigi gibi Hiristiyanla$tirma gayretinin bir urunu mu ?
|