Aman.Be: Türk ögrenci forum'u - Forum Turkse studenten Aman.Be: Türk ögrenci forum'u - Forum Turkse studenten
Genel Izleyici
 
* Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 24 May, 2012, 00:44:48

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ugur Mumcu (1942-1993)  (Okunma Sayısı 1975 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Share

dyllek
3de Bachelor
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Yer: Anvers-Leuven
Mesaj Sayısı: 1785


Atam izindeyiz....


« : 18 Oca, 2008, 20:26:46 »

Aslen Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942’de, babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir'de, dünyaya geldi. 

İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamlayan Mumcu, öğrenimine Hukuk fakültesinde de devam etti. 1961 yılında baş1adığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1965 yılında tamamladı. Bir süre avukatlık yaptı; yabancı dil öğrenmek için İngiltere'ye gitti. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olarak çalıştı.

Yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında, Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön Dergisinde başlayan Uğur Mumcu, 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı "Ordu Uyanık Olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. Uğur Mumcu bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkum edildi. Ancak karar yargıtayca bozuldu ve serbest bırakıldı.

Serbest bırakılmasının ardından askere alınan Mumcu Tuzla Piyade Okulu’nda 3 aylık eğitim den sonra “sakıncalı” ilan edilerek askerliğini er olarak tamamlamak üzere Ağrı Patnos’a gönderildi. Daha sonra açtığı davayı kazanan Mumcu yedek subaylık hakkını elde etti. "Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem!" diyerek askerliğini Patnos’ta er olarak tamamladı. Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi.

ImageYazıları 1962'den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM, Ortam, Yeni Ortam v.b. dergilerde yer alan Mumcu'nun, 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda inceleme yazıları da yayımlandı.

Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık Yeni Ortam dergisinde başladı. Daha sonra çalışmaya başladığı Anka Ajansında 1975 yılından itibaren Cumhuriyet'e de köşe yazıları yazdı. 1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. gözlem başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 6 Kasım 1991'de İlhan Selçuk ve yaklaşık 80 Cumhuriyet çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü.

Yaşamı boyunca 25 kitabı yayınlanan Mumcu çalışma yaşamı boyunca pek çok ödül aldı.

Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 yılında uğradığı bombalı saldırı sonucu öldürüldü.


Uğur Mumcu’nun yaşam serüveni şöyle özetlenebilir o “gazeteci”ydi.



Logged

Herkesin bakmadigi yonden bak dunyaya. MEVLANA

Gençler, siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.Mustafa Kemal ATATURK (Seni Sevmeyene Ben Turk Demem)

What doesn't kill you, makes you stronger...
dyllek
3de Bachelor
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Yer: Anvers-Leuven
Mesaj Sayısı: 1785


Atam izindeyiz....


« Yanıtla #1 : 18 Oca, 2008, 20:27:12 »

Uğur Mumcu, 1942 doğumlu gazeteci ve yazar. 1993’de uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden Mumcu’nun, “Gazeteci Kimdir?” sorusuna verdiği yanıt şöyledir: Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir. Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.

Uğur Mumcu, 22-agustos 1942’de Nadire ve Hakkı Şinasi Mumcu’nun oğulları olarak Kırşehir’de dünyaya geldi. Tapu Kadastro memuru olarak çalışan Hakkı Bey’in görevi nedeniyle burada dünyaya gelen Mumcu’nun ailesi aslen Ankara’lıydı. Bu yüzden eğitimini Ankara’da tamamladı. Önce Devrim ardından Ulubatlı Hasan İlkokullarını, Cumhuriyet Ortaokulu’nu ve Deneme Lisesi’ni bitrdikten sonra, 1961’de ankara-universitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. "Türk Sosyalizmi" başlıklı yazısıyla 1962’de Yunus Nadi Makale Ödülü’nü kazanan Mumcu, 1963’de Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği’ne Başkan seçildi.

Uğur Mumcu 1965’de avukat olarak mezun oldu. Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal ve İlhami Soysal’la birlikte Yön hareketini başlatanlardan biri olan Cemal Reşit Eyüpoğlu'nun yanında avukatlık yapmaya başladı. Aynı yıl 18 Haziran’da "Biz Anayasayı Savunuyoruz. Ya Siz?" başlıklı makalesi Yön Dergisi’nde yayımlandı. 30 Haziran 1967’den itibaren "Kitap Toplatmak Anayasaya Aykırıdır" başlıklı yazısıyla Kim Dergisi’nde de yazıları yayımlanmaya başlayan Mumcu’nun, 18 Ağustos'taki "Anayasaya Saygı" başlıklı yazısıyla birlikte Akşam Gazetesi’nde de incelemeleri yayımlanmaya başlandı.

1968’de gittiği İngiltere’de bir yıl gibi bir süre kalan Mumcu burada yabancı dilini geliştirdi ve yazılarına Londra’dan devam etti. Akşam Gazetesi’ndeki inceleme yazılarının sonuncusu 25 Şubat’ta yayımlanırken, Kim Dergisi’ndeki son yazısı da 1 Mart tarihli "Yeter Artık Beyler" başlıklı yazı oldu. Mumcu, 25 Mart'tan itibaren yazılarını aralıklarla Türk Solu Dergisi’nde yayımlatmaya başladı.

31 Ocak 1969’dan itibaren mezun olduğu fakültenin İdare Hukuku Profesörü olan Tahsin Bekir Balta'nın asistanlığını yapmaya başlayan Mumcu, 13 Kasım'da Ankara Barosu Levhasından kaydını sildirerek avukatlığı bıraktı. 1969-1971 yılları boyunca Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi'nde yazılarını yayımlamaya devam etti. 15 Temmuz 1969 itibariyle Milliyet Gazetesi’nde de incelemeleri yayımlanmaya başlandı. Aynı dönemde Ant Dergisi’nde ve Cumhuriyet Gazetesi’nde de makale ve incelemeleri yayımlanan Mumcu, 1970 yılı 24 Mart’ından 27 Ekim 1971’e kadar Devrim Dergisi’nde yazdı.

12 Mart 1971 tarihinde gerçekleşen darbenin ardından 17 Mayıs’ta gözaltına alınan Mumcu, Mamak Askeri Cezaevi'nde yaklaşık bir yıl boyunca kaldı. Yedi yıl hapse mahkûm edildi fakat Yargıtay bu kararı bozdu. 10 Ekim 1972'de serbest bırakıldı ve hemen askerlik görevine alındı. Tuzla Piyade Okulu’nda verilen 3 aylık eğitimden sonra, okul yönetimi tarafından "kötü hal ve düşünce sahibi" şeklinde suçlandı ve "er" çıkarıldı. Ardından da Ağrı’nın Patnos ilçesine gönderilen Mumcu, 31 Ocak 1974’te askerliğini sakıncalı piyade eri olarak tamamladı.

Bu konuyla ilgili olarak "Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem." diyen Mumcu, yedek subaylık hakkı ve aylıkları için açtığı açtığı maddi tazminat davasını kazandı.

Askerliğini tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi’ndeki asistanlık görevinden ayrılan Uğur Mumcu, profesyonel olarak gazeteciliğe başladı. 25 Şubat 1974'te "Anarşist!.." başlıklı yazısıYeni Ortam Gazetesi’nde yayınlandı ve burada çalışmayı 12 Mart 1975’e kadar sürdürdü.

1975’te Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmaya başladı. Anka Ajansı'nda da çalışmaya devam eden Mumcu, 1975’te Suçlular ve Güçlüler adındaki, Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan kitabı yayımlandı. Altan Öymen'le birlikte hazırladıkları ve Yahya Demirel'in “hayali mobilya ihracatını” konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yine aynı yıl yayımlandı.

1977’den itibaren yanlızca Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Gözlem adlı köşesinde yazmaya devam eden Mumcu, bunu 1991 yılının Kasım ayına kadar sürdürdü. Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçe adlı kitapları 1977’de yayımlanan Mumcu, 1978’de Sakıncalı Piyade’yi Rutkay Aziz’le birlikte tiyatroya uyarladı. Bu oyun Ankara Sanat Tiyatrosu’nda 700 kere sahnelendi.

1978’de Büyüklerimiz adlı kitabını yayımlayan Mumcu, 1979’da Çıkmaz Sokak ve 1981’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak" amacıyla yazdığı “Silah Kaçakçılığı ve Terör” adlı kitapları yayımlandı.

Papa’yı öldürme girişiminde bulunan Mehmet Ali Ağca’yı inceleyen Mumcu’nun çalışmaları 1982’de Ağca Dosyası adıyla yayımlandı. 1983’de onunla cezaevinde röportaj yapan Mumcu, daha sora Papa-Mafya-Ağca adlı kitabını yayımladı. 1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları yayımlanan Mumcu’nun, 1991’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925 adlı kitabı yayımlandı.

İlhan Selçuk dahil birçok Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve çalışanıyla birlikte 1991’de gazeteden ayrılan Mumcu, 1992 yılında 1 Şubat gününden 3 Mayıs’a kadar Milliyet Gazetesi'nde yazdıktan sonra, yönetim değişikliği yapılmasıyla 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet Gazetesi’ne döndü.

Uğur Mumcu, 1993’de kendisine düzenlenen bir saldırı sonucu hayatını kaybetti. 24-ocak günü, arabasına kurulan ve patlama gücü yüksek C-4 plastik patlayıcısından oluşan harekete duyarlı bombanın patlamasıyla katledilen Mumcu’nun cinayet failleri hala bulunamadı.

Uğur Mumcu, 19 Temmuz 1976’da Güldal Homan ile evlendi ve çift Özgür ve Özge isimli iki çocuk sahibi oldu. Ailesi 1994 Ekim ayında Mumcu’nun anısı için Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nı kurdu.





Ben , Atatürkçüyüm,

Ben , Cumhuriyetçiyim,

Ben , Laikim,

Ben, Anti-Emperyalistim,

Ben , Tam Bağımsız Türkiye’den yanayım,

Ben , Özgürlükçüyüm,

Ben , İnsan Hakları Savunucusuyum,

Ben, Terörün karşısındayım,

Ben , Yobazların, vurguncuların ,

Çıkarcıların DÜŞMANIYIM…

MİLLİYETÇİLİK SÖMÜRÜCÜLERİN DEĞİL, MUSTAFA KEMAL DEVRİMCİLERİNİN BAYRAĞIDIR!

UĞUR MUMCU
Logged

Herkesin bakmadigi yonden bak dunyaya. MEVLANA

Gençler, siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.Mustafa Kemal ATATURK (Seni Sevmeyene Ben Turk Demem)

What doesn't kill you, makes you stronger...
dyllek
3de Bachelor
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Yer: Anvers-Leuven
Mesaj Sayısı: 1785


Atam izindeyiz....


« Yanıtla #2 : 18 Oca, 2008, 20:29:17 »


milliyetçilik bu mu?

(ortam, haftalık dergi, 20-27 eylül 1971)

milliyetçilik tarih boyunca üzerinde en çok söz edilen kavramlardan biridir. siyasal ve ekonomik gelişmeler yeni aşamalara doğru tırmanırken, kimlerin milliyetçi oldukları gün geçtikçe daha da önem kazanmaktadır. çünkü "kaderde-kıvançta-tasada" ortak olması gereken insanların yaşam kaderleri başka başka koşullarla oluşmaktadır. bir ülkede kırk bin köy okulsuz, yolsuz ve ışıksızsa, insanlar hastane kapılarında kıvrana kıvrana ölüyorlarsa, işçiler batı ülkelerinin ışıklı kentlerinde sokak süpürüyorlarsa kimlerin milliyetçi oldukları çok ama çok önemlidir.
milliyetçilik, ulusal sınırlar içinde yaşayan yurttaşların insanca yaşamaları için verilen savaşın adıdır. yoksa, sömürücü toprak ağalarıyla, yabancı şirketlerin, kafataslarında seçim sandığı taşıyan siyasetçilerle mığırdıç şellefyanları ve konya müftülerinin düzeni değildir. çünkü, sömürücülerin milliyeti olmaz, onlar için önemli olan sadece ve sadece sınıfsal ve kişisel çıkarlardır.
kapitalizm gerçek bir enternasyonalizmdir. bugün dünya ekonomisi uluslararası sermaye örgütlerine bağlıdır. avrupa ekonomisi bile şirket payları yoluyla amerikan kapitalizminin eline geçmiştir. bir dolar ya da mark krizinin bütün dünya ekonomilerini etkilediği bir siyasal dönemde, kapitalizmin gerçek gücünü çok yakından izlemek gerekir. bu gücün, "milliyetçi" değil, "enternasyonal" bir dayanışma yarattığı bir ekonomik olgu olarak kabul edilmektedir. türkiye'de geçer akçe olan bir suçlama ile ifade edersek, gerçekten "kökü" dışarda olanlar uluslararası sermayeden güç alan siyasal çevre ve örgütlerdir demek gerekir.
"milliyetçilik", ülkesinin halkını iç ve dış sömürücülerin ahtapot kollarından kurtarmak isteyenlerin ülküsüdür. "halkçılık" ise, milliyetçiliğin toplumsal yönünü belirler. milliyetçi olmayan bir halkçılık olamaz. ancak halkçı olmayan bir milliyetçiliğin de söz konusu olmaması gerekir. halkçı olmayan bir milliyetçilik, sadece bir siyasi dolandırıcılık konusudur ve adı "faşizm"dir!
"halk" birçoklarının sandığı gibi marksizmin bir kavramı değildir. marksizm, "sınıf" kavramına dayanır. halk, marksizmde bir anlam taşımaz, çünkü bir sınıf tanımlamamaktadır. "halk" ulusal kurtuluş savaşlarının terminolojisidir. "halkçılık", dış sömürüye dayanan bir düzende, milliyetçiliğin dayandığı sosyal temeldir.
iç ve dış sermaye çevrelerinin egemenliğini savunanlar, imam sarığını seçim sandıklarına sarıp siyaset meydanlarına çıkanlar, yabancı petrol şirketlerinin savunuculuğunu yapanlar, hiç milliyetçi olabilirler mi? bu uluslararası sermayenin açık pazarında, yabancı sermaye işportacılığı yapanlar milliyetçilik bayrağına sığınabilirler mi? boğaziçi'nin lüks kumar salonlarında mor binlikleri iskambil kağıtları gibi açanlar okulsuz, yolsuz ve ışıksız köylerle dolu bu yurdun milliyetçisi sayılabilirler mi? atalarımızın dört kıtada at koşturduklarından söz edip, münih sokaklarında çöp toplayan anadolu çocuklarından utanmayanlara milliyetçi denilebilir mi?
böyle bir düzende yaşıyoruz işte. millet düşmanlarının milliyetçi, atatürk düşmanlarının atatürkçü, halk düşmanlarının halkçı sayıldığı bir ülkede gerçek milliyetçilere düşen görev, korkmadan, yılmadan, usanmadan türk halkının çıkarlarını savunmaktır. bu memleket, yabancı sermaye uşaklarının, din sömürücülerinin, siyaset demirbaşlarının değil, tüm türk halkınındır. "milliyetçilik" ise sömürücülerin değil, mustafa kemal devrimcilerinin bayrağıdır.

Ugur Mumcu
Logged

Herkesin bakmadigi yonden bak dunyaya. MEVLANA

Gençler, siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.Mustafa Kemal ATATURK (Seni Sevmeyene Ben Turk Demem)

What doesn't kill you, makes you stronger...
dyllek
3de Bachelor
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Yer: Anvers-Leuven
Mesaj Sayısı: 1785


Atam izindeyiz....


« Yanıtla #3 : 18 Oca, 2008, 20:34:45 »

Uğurlar Olsun

Ali Çınar-Selda Bağcan

Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında
Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana
Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana

 Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
 Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
 Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
 Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun

Çevirdim Anahtarı Apansız Bir Ölüme
Şarapnel Parçaları Saplandı Ciğerime
Ucuz Can Pazarıydı Kan Doldu Gözlerime
İsimsiz Korkuları Katmadım Yüreğime
Bembeyaz Doğruları Yaşadım Ölümüne

 Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
 Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
 Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
 Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun


<a href="http://www.youtube.com/v/u6315ahyA_Q" target="_blank">http://www.youtube.com/v/u6315ahyA_Q</a>


Allah rahmet eylesin... Boyle aydin insanlarimizi bu sekilde kaybetmek ne kadar aci ve utancverici bir durum... Her seferinde ulkemiz ilerleyecegine geriliyor...
Logged

Herkesin bakmadigi yonden bak dunyaya. MEVLANA

Gençler, siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.Mustafa Kemal ATATURK (Seni Sevmeyene Ben Turk Demem)

What doesn't kill you, makes you stronger...
dyllek
3de Bachelor
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Yer: Anvers-Leuven
Mesaj Sayısı: 1785


Atam izindeyiz....


« Yanıtla #4 : 23 Oca, 2008, 12:51:25 »

Uğur Mumcu bugün neden yok?

24 Ocak 1993’ün üzerinden 15 yıl geçti. Kemalist Devrimin en önemli şehitlerinden biri olan Uğur Mumcu tam 15 yıl önce katledildi.

Uğur Mumcu’yu katleden gerçek failler bunca yıla rağmen bulunamadı. Cezalandırılamadı. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’ni bugün yıkan ve parçalayan failler ortada. Hepimizin gözü önünde vatanımızı satıyorlar. Cumhuriyeti yıkıyorlar. Gizlileri saklıları yok. En tepedeler.

Bu yüzden “Uğur Mumcu’nun hesabını soracağız, failleri bulacağız” diyenler bugün ortada yok. Çünkü bugün Türklüğü ve Türkiye’yi yok edenlerden hesap sorma mücadelesini ve iradesini gösteremeyenler, Uğur Mumcu’yu o gün yok edenlerden hesap soramaz.

Düşünün bir kere, Amerikancı Rabıta’nın yarattığı sermaye gruplarının parasıyla “Cumhuriyet”çilik yapanlar, ırkçı-bölücülüğün kucağında “solculuk” yapanlar, ABD ve AKP’nin emri altında “Atatürkçülük” yapanlar artık gösteriş amacıyla bile olsa Uğur Mumcu’nun anısına sahip çıkabilir mi? Nitekim çıkmıyorlar da...

Başka bir soru: Acaba Uğur Mumcu neden yok edildi? Veya O bugün yaşasaydı ülkemizi yok etmek isteyen ABD ve Kürt-İslamcı faşistlere karşı nasıl mücadele ederdi?

Uğur Mumcu’nun hedef seçilmesi bu açıdan çok anlamlıdır. Onun şahsında bir gelenek ortadan kaldırılmak istendi. Amaç Kürt-İslam’ın önündeki taşları temizlemekti.

Ulusal Sol’un bayrağını biz gençlere devretti

Mustafa Kemal Atatürk’ten, Deniz Gezmiş’lere, Avcıoğlu’na teslim edilen bayrağı teslim almıştı Uğur Mumcu. Bir nevi bu çizginin temiz kalmış, halkın gözbebeği olarak 21. yüzyıla taşınan son fikirsel önderlerindendi.

O’nun ortadan kalkmasıyla birlikte herkesin sorduğu soru onun gibi cesur ve devrimci bir mücadeleyi artık kimin verebileceğiydi. Gerçekten de 1993 ile 2000 yılları arasında Ulusal Sol gelenek bayraktarsız kaldı.

TÜRKSOLU’nu kuran Atatürkçü devrimci gençlik tarihteki bu sapmaya son verdi. Ulusal Sol bayrağı yine Türk halkının saflarında yükseliyor. Halk pusulasız değil. Ama gelenekteki 7 yıllık kopuş bile emperyalistlere ve Kürt-İslamcılara büyük güç kattı.

1993’ten bugüne değişenlere bakalım. Uğur Mumcu’nun önceden gördüğü, halkı uyardığı her tehlike gerçekleşti.

Bağımsız ve üniter Türkiye’nin, Türklüğün ve Atatürk’ün tüm düşmanlarının ipliğini pazara çıkarırdı. Şimdi hepsi iktidarda...

Ve hepsinden önemlisi Uğur Mumcu gerçek kurtuluş yolunu, Atatürk Devrimciliğini her fırsatta ortaya koyardı. İkinci Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimciliği yeniden canlanmadan bastırılmalıydı. Emperyalistler ve kiralık katillerinin hedefi doğal olarak Uğur Mumcu’ydu. Çünkü O Atatürkçüydü, milliyetçiydi ve sosyalistti.

O’nu katledenlerin ve bugün Türkiye’nin başına bela olanların da tüylerini diken diken eden buydu.

İhanet planlarının ve katliamlarının nafile olduğunu TÜRKSOLU Geleneği geri dönerek gösterdi.

İhanet planlarının ve katliamlarının nafile olduğunu TÜRKSOLU Geleneği geri dönerek gösterdi.
Mustafa Kemal Atatürk’ten, Deniz Gezmiş’lere, Avcıoğlu’na teslim edilen bayrağı teslim almıştı Uğur Mumcu.
Bir nevi bu çizginin temiz kalmış, halkın gözbebeği olarak 21. yüzyıla taşınan son fikirsel önderlerindendi. O’nun ortadan kalkmasıyla birlikte herkesin sorduğu soru onun gibi cesur ve devrimci bir mücadeleyi artık kimin verebileceğiydi. Gerçekten de 1993 ile 2000 yılları arasında Ulusal Sol gelenek bayraktarsız kaldı. TÜRKSOLU’nu kuran Atatürkçü devrimci gençlik tarihteki bu sapmaya son verdi. Ulusal Sol bayrağı yine Türk halkının saflarında yükseliyor. Halk pusulasız değil. İhanet planlarının ve katliamlarının nafile olduğunu TÜRKSOLU Geleneği geri dönerek gösterdi.

O Atatürkçüydü

Uğur Mumcu her şeyden önce Atatürkçü’ydü. Atatürk onun için sadece Ulusal Önder değildi. Aynı zamanda çağımıza ışık tutan, emperyalizmi yıkacak yolu gösteren bir devrimciydi. Tüm mazlum ulusların önderiydi.

Bu yüzden hem emperyalizmin uşağı gericilere hem de Atatürkçülüğü çarpıtarak yok etmek isteyen Batı uşağı sahte “Atatürkçülere” karşı hayatının her anında hiç taviz vermeden savaşım verdi.

O’nun temsil ettiği gerçek Atatürkçülük, mücadeleci, antiemperyalist ve devrimci Atatürkçülüktü. Kuvayı Milliye’nin, Milli Mücadele’nin içinden doğan bu ideolojik gelenek tarihin en büyük devrimlerinden birini gerçekleştirmişti. Emperyalizme karşı ezilen ulusların ilk mevzisini açmıştı.

Bu yüzden gerçek Atatürkçülük hep yok edilmek istendi. Amerikancı 12 Mart ve 12 Eylül faşizmine karşı gerçek Atatürkçülüğü savunan hep devrimciler oldu. Kimisi bu uğurda ipe gitti. Kimi Ziverbey Köşklerinde işkencelere direndi. Kimi de Uğur Mumcu gibi alnının akıyla, dönekleşmeden ve hatta daha da bilenerek ve bilinçlenerek faşizmin zindanlarından geçti.

Uğur Mumcu bu yüzden sadece gericilerin değil, gardrop Atatürkçülerinin ve 12 Eylül sapkınlığının da baş düşmanıydı.

Beyaz Saray’da peydahlanan 12 Eylül çocuklarının, ABD’nin deyimiyle “bizim oğlanların” iç yüzünü ortaya sermişti. Sivil veya değil, dinci veya “laik” hiç fark etmez. Kimisi Rabıta dolarlarıyla kimi Pentagon düşkünlüğüyle ABD’nin günah yatağına girmişti. Aralarında bir fark yoktu. O günkü adları Türk-İslam’dı. Bugün Türklük takıyyesini de bıraktılar. Apaçık Kürt-İslamcı kimlikleriyle ortadalar.

O adeta Atatürkçülüğün turnusol kâğıdıydı. Devran döndükçe Atatürkçü uyanışın er ya da geç ortaya çıkacağı kesindi. Zamanında Amerikancı NATO “kurmaylarının” zulmettiği “sakıncalı piyade” yıllar sonra Harp Okulu’na davet edildi.

O günlerde Soğuk Savaş yeni bitmişti. Irak’ın parçalanması ve ABD’nin Ortadoğu’ya girmesi, Türk Ordusu’nun tüm bünyesiyle karşısındaki gerçek düşmanı görmesine neden olmuştu. Güneydoğu’da şehit edilen her Türk erinin, her Türk subayının kanından PKK’ya açıkça destek olan ABD sorumluydu. Bu nasıl gizlenebilirdi?

Sakıncalı Türk piyadesi, Atatürk’ün yeni kurmaylarının öğretmeni oluverdi birden. Harp Okulu’nda verdiği Atatürkçülük dersi bitince dakikalarca ayakta alkışlandı. Havanın Türk ulusundan yana döndüğünün en önemli ve en erken işaretiydi belki de bu. Atatürkçüler ve emperyalistler arasındaki tarihsel bir hesaplaşma anı yaşanıyordu. NATO süreci bitmekte, Atatürk süreci başlamaktaydı.

Bu yüzden Uğur Mumcu katledildi. Çünkü O gerçek Atatürkçüydü ve yeniden kurulan Ordu-Millet birliğinin genç kuşakları için paha biçilmez bir öğretmendi.

TÜRKSOLU Geleneği Devam EdiyorO Milliyetçiydi

Uğur Mumcu sadece gerçek Atatürkçülüğün değil, gerçek milliyetçiliğin de temsilcisiydi.

Mazlum ulus milliyetçiliğinin antiemperyalizmi ve devrimciliği şart kıldığını hep yinelerdi. Türk milliyetçiliği bu yüzden ancak Atatürkçü ve devrimci olmak zorundaydı.

Uğur Mumcu doğal olarak, Atatürk’e rağmen ve Atatürk’e karşı ABD tarafından üretilen ne idüğü belirsiz sözde milliyetçi özde faşist akıma karşı amansız bir mücadele verdi.

ABD’nin çizdiği “ülkü” için devrimci ve gerçek milliyetçi Türk gençlerinin kanına girenlerin, 1980’den sonra nasıl doğrudan CIA’nin kiralık katili, tetikçisi olarak Avrupa’da provokasyonlar düzenlediklerini ortaya çıkardı.

Uğur Mumcu Türk vatanına göz diken her düşmanın karşısına dikilirdi. Gerçek bir Türk milliyetçisi olarak Kürt bölücülüğüne karşı son nefesine kadar savaştı.

PKK’yı yaratan ve besleyen esas gücün ABD emperyalizmi ve kontrgerillası olduğunu yılmadan usanmadan ortaya koydu. Bölücü terörün arkasındaki Batılı devletlerin ve terörün finans kaynağı olan uyuşturucu baronlarının maskesini indirdi.

Bugün herkesin yaşayarak gördüğünü Uğur Mumcu yıllar öncesinde uyarılarıyla gündeme getiriyor, insanları yükselen Kürt-İslam bölücülüğüne ve onu destekleyen emperyalizme karşı mücadeleye çağırıyordu.

ABD’nin ilk Irak saldırısı sonucunda ortaya çıkan Kürt tehlikesini görmüştü. Sorunun emperyalizmin Türklükle hesaplaşması sorunu olduğunu biliyordu. Sevr yeniden gündemdeydi. Önce Irak’ın bölüneceğini ardından da sıranın Türkiye’ye geleceğini, bunu engellemenin tek yolunun Atatürkçü ve antiemperyalist bir mücadele olduğunu vurguladı.

İstiklal Savaşı ve Atatürk dönemindeki Kürt-İslam ayaklanmalarını bir bir ele alıp, bölücülüğe karşı gerçek Atatürkçü çözümü yani yeniden Türk milliyetçiliğini egemen kılmayı gündeme getirdi.

Bugün “Kürt sorunu” denen “emperyalizm ve bölücülük sorununun” ilk ve en doğru teşhisini O yapmıştı.

Aradan yıllar geçti. 2008 yılında koskoca Türkiye’de “emperyalizm ve Kürt istilası sorununun” adını doğru koyan ve doğru Atatürkçü çözüm yöntemini öneren bir tek TÜRKSOLU var. Atatürk’ün milliyetçi çözümü neydi dillendiren başka kimse yok.

1993’te Uğur Mumcu bu yüzden susturuldu. Onun Kürt bölücülüğüne karşı mücadelesi emperyalistler açısından çok tehlikeliydi. Çünkü ortaya belgelerle koyduğu Atatürkçü çözüm yolu uygulanırsa bugün adına BOP denen yeni sömürgeci saldırı tamamen çökecekti.

Uğur Mumcu, Atatürk’ün milliyetçi çözümünü 1990’lara taşıyordu. Emperyalistler ve bölücüler onu yok ederek bu çözümü unutturabileceklerini sanıyorlardı.

Yanıldıkları yine ortaya çıktı. Bir Uğur Mumcu şehit edildi. Türk örgütlenmesi ve programı Milli Mücadele olarak vücut buldu. Atatürk milliyetçiliği örgütüne kavuştu.

Emperyalistlerin ve bölücülerin karşısında artık yalnızca devrimci bir aydın değil, devrimci bir Türk örgütü var.

O Sosyalistti

Uğur Mumcu, Atatürkçü ve milliyetçi olmanın ilk koşulunun kapitalizme ve emperyalizme karşı olmaktan geçtiğini biliyordu.

Aynı zamanda Türkiye’de sosyalist ol manın ilk koşulunun da Atatürkçü ve milliyetçi olmaktan geçtiğinin farkındaydı.

O, kişiliği, düşünceleri ve mücadelesiyle adeta Ulusal Sol’un canlı bir manifestosu gibiydi. Savunduğu sosyalizm Türk Sosyalizmiydi. Tıpkı Mustafa Suphi’lerin, Sultan Galiyev’lerin, Deniz’lerin, Avcıoğlu’nunki gibi ulusa dayanan, ulusu savunan ve ulus için şart olan gerçek sosyalizm mücadelesini yürütüyordu.

Sosyalizm O’nun için Kuvayı Milliye’nin, Atatürk devrimciliğinin, devletçiliğin, halkçılığın antiemperyalizmin en doğal ve çağdaş sonucuydu.

Moskova, Pekin ve Avrupa damgalı komprador “sol” anlayışlara karşıydı. Bu tür sözde “radikal” ve dış kaynaklı akımların nasıl ulusun ve ulus devletin düşmanı olarak bizzat emperyalizmin oyuncağı olabileceğini gösteriyordu. Kürtçülük ve terörizm batağına saplanan “sol”un aslında sağcılık ve hatta faşizmden ibaret olduğunu vurguluyordu.

Sömürgecilerin, Batıcıların kafasıyla değil, kendi kafasıyla düşünen bir Türk Sosyalistiydi. Enternasyonalist değildi. 20. yüzyılda ezilen dünyayı ayağa kaldıran her iyi sosyalist gibi milliyetçiydi.

İyi bir sosyalist olduğu için bugün sermayenin oyuncağı olan sözde Atatürkçüler gibi kapıkulu değildi. Yıllarca emek verdiği gazetenin emperyalizme ve sermayeye teslim olduğunu gördüğü gün tek tabanca kalma pahasına oradan ayrıldı.

Atatürkçü düzeni yıkanın, sermaye düzeni olduğunu bildiği için Batı kaynaklı kapitalizme hep karşıydı. Bu yüzden 12 Eylül “Atatürkçüleri”, mason “Atatürkçüleri”, TÜSİAD “Atatürkçüleri”, AB “Atatürkçüleri”, ABD “Atatürkçüleri” ondan nefret ederdi.

Türk ulusunun içinden çıkan, Türk ulusu için mücadele eden ve bu uğurda şehit olan bir Türk sosyalistiydi. Bu yüzden halkına yabancı ve hatta halkına düşman, düşkünleşmiş, dönekleşmiş “solcu” ile Uğur Mumcu arasındaki farkı Türk halkı çok iyi anladı.

Tıpkı Nazım Hikmet’e ve Deniz Gezmiş’e sahip çıktığı, kalbinin farklı bir köşesini açtığı gibi, emekçi Türk halkı Uğur Mumcu’yu başının tacı yaptı. O’nun şahsında Türk Sosyalizmine ve Türk Solu’na sahip çıktı.

Cenazesine milyonlar aktı. Değil Türkiye’de belki de tüm dünyada bir devrimci için düzenlenmiş en kalabalık törendi. Millet hem sosyalist evladına sahip çıktı hem de gerçek solun yani Ulusal Sol’un Türkiye’deki büyük potansiyelini ortaya koydu.

O’nu katledenler bu sol geleneği yok etmeyi amaçlıyorlardı. Yine yanıldılar. Bugün Uğur Mumcu çizgisinin gazetesi, programı ve örgütü var. Ne Deniz’in ne de Uğur’un gözü arkada kalmadı.

Uğur Mumcu

Uğur Mumcu’nun hiçbir mevkisi yoktu. Hiçbir mal varlığı yoktu. Hiçbir yetkisi de yoktu. Tıpkı Erzurum’daki Mustafa Kemal gibi çıplak bir devrimci irade ve tavırdan ibaretti. Sadece bu tavır, bu irade ve bu yol göstericilik milyonları sokağa döktü. Atatürkçü, milliyetçi ve devrimci direniş potansiyelini ortaya çıkardı. Uğur Mumcu’dan hâlâ gerçek Atatürkçü olamayanlara son bir ders budur. En önemli mevzi halkın mevzisidir. En güçlü bomba da halkın bombasıdır. Uğur Mumcu halkın mevzisinde halk bombası olmayı seçti.

Katili ABD emperyalizmi ve PKK

Uğur Mumcu, Kürt-İslam faşizmini gören ve karşısına dikilen ilk devrimciydi. Bu yüzden katilinin kim olduğunu bugün çok iyi biliyoruz.

Uğur Mumcu’nun son yılları özellikle Kürt bölücülüğüne karşı mücadeleyle geçti. Büyük medyanın yansıttığı gibi kendisi sadece bir laiklik savaşçısı değildi. O ulusa ve Atatürk’ün ulus devletine düşman olan tüm akımlara karşı mücadele ediyordu.

Ulus düşmanı ana iki akım ise 100 yıldır değişmiyordu: Gericilik ve Kürt bölücülüğü. Emperyalizmin bu ikisini yeniden tek bir akıma dönüştürdüğünü ilk gören O’ydu. Hedef Türk Ulusu, Devleti ve Ordusuydu. Kürt-İslam birliğini bizzat ismiyle birlikte anan ve bu millet düşmanı akımın arkasındaki ABD emperyalizmini açığa çıkaran oydu.

Bu yüzden özellikle 1990’dan sonra ona en çok saldıranlar Kürtçüler ve gericilerdi. Özellikle Özgür Gündem, İkibine Doğru gibi yayınların hedef tahtasındaydı. O’nu derin devletin adamı olmakla suçluyorlardı.

Oysa O Türklerin ve dolayısıyla Atatürk’ün Cumhuriyetinin adamıydı. Kendileri yabancı devletlerin ajanı olanlar bunu anlayamazdı.

Son yazılarında PKK’yı ve Abdullah Öcalan’ı ABD’nin nasıl yarattığını, ABD güdümündeki kontrgerillanın bölücü terörü nasıl desteklediğini hatta örgütlediğini açığa çıkardı.

12 Mart ve 12 Eylül’de Abdullah Öcalan’ın nasıl korunduğunu, Türkiye’de her türlü sol muhalefete kan kusturan 12 Eylül faşizminin, bölücü terör örgütüne nasıl yol verdiğini halka belgeleriyle gösterdi.

Uğur Mumcu’nun son çalışmaları PKK’nın ve bölücülüğün niçin bastırılamadığını çok net ortaya koyuyordu. Çünkü ihanet ve bölücülük zaten Amerikancı iktidarlarca yürütülüyordu.

Bu çok önemli saptamalar bazı çevrelerce aşırı tehlikeli bulundu. PKK yayın organlarından Uğur Mumcu’ya yönelik yağdırılan tehditler her geçen gün artıyordu.

ABD-PKK-Kontrgerilla bağlantılarını kitaplaştırmadan onu susturmaya karar verdiler.

Uğur Mumcu’nun katliamını bizzat ABD kontrası yürüttü. Taşeron PKK idi. Her ikisiyle birlikte yürüyen devlete sızmış Kürt-İslamcı güçler gözcülüğü üstlendiler.

Bugün aynı güçler ABD’nin İran için kurduğu Haçlı Ordusu’na yazılıyorlar. Kimisi Kürtçülük davası için, kimisi Sünni Şeriatçılığını bahane ederek.

Türklere ise laiklik ve milliyetçilik oltası atılıyor.

Uğur Mumcu’nun kendisi hem Kürtçülüğe, hem gericiliğe, hem de ağababaları ABD’ye karşı mücadeleden ibaretti. Eğer yaşasaydı Haçlı Ordusu’na karşı mazlumların antiemperyalist ordusunun başına bizzat kendisi geçerdi.

Uğur Mumcu’nun katledilmesinin üzerinden 15 yıl geçti. Gerçekler apaçık ortada. Birileri hâlâ bulanık suda balık avlamaya ve aslında onun anısını kirletmeye çalışıyor.

Molla katiller Kürt-İslamcı ve ABD uşağı. Ve ne yazık ki adresleri Ankara... Hesap sorma mercii de orası.

Mücadele dükkânının kepenklerini hiç indirmedi

Uğur Mumcu’nun hayatı ve şehadeti bile bizlere ve bugünlere çok büyük dersler verdi.

İlk olarak tek kişi bile kalsa mücadeleyi asla bırakmamayı bize öğretti.

İkinci olarak bir devrimcinin gücünün ve iradesinin sınırsızlığını gösterdi.

Uğur Mumcu’nun hiçbir mevkisi yoktu. Hiçbir mal varlığı yoktu. Hiçbir yetkisi de yoktu. Tıpkı Erzurum’daki Mustafa Kemal gibi çıplak bir devrimci irade ve tavırdan ibaretti.

Sadece bu tavır, bu irade ve bu yol göstericilik milyonları sokağa döktü. Atatürkçü, milliyetçi ve devrimci direniş potansiyelini ortaya çıkardı.

Ama bugün mevki, yetki, mal-mülk sahibi olanlar ve bu mevkileri ve yetkilerini yitirmemek için hep taviz verenler, Türk milleti ve Atatürkçülük için tek bir tuğla örmüş müdür? Halkın gözündeki yerleri acaba nedir?

Tek başına emperyalizme meydan okurken ölüme yürüyen Uğur Mumcu mu güçlü ve kalabalıktı, yoksa ABD ve AKP’nin emri altında Atatürkçülüğü (!) kendine yediren mevki ve “güç” sahipleri mi?

Sizlerin mevki ve yetkileri halkın hiçbir işine yaramadı ve yaramayacak. Bari halka kendi rahatınızın faturasını çıkarmayın.

Uğur Mumcu’dan hâlâ gerçek Atatürkçü olamayanlara son bir ders budur. En önemli mevzi halkın mevzisidir. En güçlü bomba da halkın bombasıdır. Uğur Mumcu halkın mevzisinde halk bombası olmayı seçti.

Uğur Mumcu biz Milli Mücadelecilere de bir ders bıraktı: O, “mücadele dükkânının” kepenklerini hiç indirmedi. Bir günde, bir yenilgide beyaz bayrak çekenlerden olmadı.

Yaşamı boyunca halkın hafızası ve vicdanı oldu. Uğur Mumcu’yu unutmak, hafızasından çıkarmak bizlerin değil, ancak 22 Temmuz “Atatürkçülerinin” vicdanına sığabilir. . Onun için bize düşen de teslimiyet değil mücadeledir.

Ali OZSOY
Logged

Herkesin bakmadigi yonden bak dunyaya. MEVLANA

Gençler, siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.Mustafa Kemal ATATURK (Seni Sevmeyene Ben Turk Demem)

What doesn't kill you, makes you stronger...
dyllek
3de Bachelor
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Yer: Anvers-Leuven
Mesaj Sayısı: 1785


Atam izindeyiz....


« Yanıtla #5 : 26 Oca, 2008, 21:32:45 »

azeteci-yazar Uğur Mumcu, hayatını kaybettiği evinin önünde düzenlenen törenle anıldı.

Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, 15 yıl önce bombalı saldırı sonucunda hayatını kaybettiği evinin önünde düzenlenen törenle anıldı.

Uğur Mumcu'nun Sokağı'nda bir araya gelen sevenleri, ellerinde Uğur Mumcu fotoğrafları ve karanfillerle ''Uğurlar ölmedi, ölmez'', ''Uğurlar olsun'', ''Mustafa Kemal'in askerleriyiz'' şeklinde sloganlar attılar.

Çeşitli tarihlerde uğradıkları suikastlarda hayatını kaybeden aydınlar Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Turan Dursun ile Şehit Kubilay'ın fotoğraflarını taşıyanlar, ''Uğur Mumcu, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı yaşıyor'' sloganlarıyla tepkilerini dile getirdiler.

Bazı milletvekilleri ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de yer aldığı anma törenine, Beşiktaş kulübü taraftarı bir grup da ''Çarşı, Faili Meçhullere Karşı'' yazılı büyük bir pankartla katıldı.

''KALEMİ GİBİ DİMDİK YAŞADI''

Törende bir konuşma yapan Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'ndan İlker Gülüm, Türkiye'nin aydınlarını suikastlara kurban verdiğini söyledi. ''15 yıl önce bir karlı kış gününde hain bir suikasta kurban giden Uğur Mumcu'nun Türkiye üzerinde oynanan oyunları kaleme aldığını'' anlatan Gülüm, ''Bu güzel insanların katilleri bulunamadı. Uğur Mumcu ne kalemini ne de düşüncelerini pazarlık konusu yapmadı. Kalemi gibi dimdik yaşadı'' dedi.

Mumcu'nun sadece yazılarıyla değil yaşamıyla da örnek bir insan olduğunu ifade eden İlker Gülüm, ''Onsuz geçen 15 yılda onun ne kadar haklı olduğunu gördük. Türkiye'yi Ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyenlerin gerçek yüzünü o bizlere göstermişti'' diye konuştu.

''MUM GİBİ PARLAKTI''

Uğur Mumcu'nun bombalı suikast sonucu hayatını kaybetmesinin ardından 15 yıl önce oluşturulan defterde yer alan yazıların vakıf tarafından bir kitapta toplanacağını da anlatan Gülüm, bu yazılardan örnekler sundu.

Kitapta yer alacak, bir ilköğretim okulu 4. sınıf öğrencisinin yazısı ve şiiri törendekileri duygulandırdı. Öğrencinin Gülüm tarafından okunan yazısında, Uğur Mumcu'dan ''Mumcu, korkusuz bir yazardı. Mum gibi parlaktı, Mum gibi aydınlatırdı etrafını. O da Atatürk gibi yaşıyor, kalbimizde...'' diye söz etti.

Daha sonra, Uğur Mumcu ve suikastlar sonucu hayatını kaybeden tüm aydınların anısına saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşu öncesinde Uğur Mumcu'nun eşi ve TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu ile kızı Özge Mumcu, Uğur Mumcu Anıtı'na çiçek ve mum bıraktı.

Anma töreninde, Samuel Beckett'tan uyarlanan ''Felaket'' adlı oyun da sunuldu. Sokak Tiyatrosu tarafından sahnelenen oyunda, İrem Evcan, Aynur Hürriyet Şeşen, Seçil Binboğa, Ezgi Gündüz ile Sercan Peşan rol aldı.

''KALBİMİZDESİN''-

Törenin ardından, sevenleri Mumcu'nun yıllarını verdiği Cumhuriyet gazetesi ve fotoğraflarıyla süslenen anıtın önüne mumlar diktiler.

Vatandaşlar, Uğur Mumcu'nun cenaze töreninden ve çeşitli yıllarda düzenlenen anma etkinliklerinden çekilen fotoğrafların bulunduğu anıta değişik notlar ve şiirler yazdıkları kağıtları da iliştirdi. Sevenleri, ''Kalbimizdesin'', ''Uğurlar ölmeyecek'' gibi sözlerle duygularını aktardılar.

Um:ag tarafından hazırlanan ve Gazeteci-yazar Mumcu'nun cenazesinden fotoğrafların yer aldığı fotoğraf sergisi de izlenime sunuldu.

Törene katılanlar, daha sonra ''Ankara'nın Taşına Bak'' türküsü eşliğinde Uğur Mumcu'nun kabrine gitmek üzere yola çıktılar.

-KABRİ BAŞINDA TÖREN-

Uğur Mumcu'nun Cebeci Asri Mezarlığı'ndaki kabri başında düzenlenen anma törenine eşi Güldal Mumcu, CHP Genel Sekreteri Önder Sav, CHP merkez ve ilçe teşkilatı üyeleri, bazı sivil toplum örgütü temsilcileriyle vatandaşlar katıldı.

Güldal Mumcu ve Önder Sav ile törene katılanlar, Mumcu'nun mezarına kırmızı karanfiller bıraktılar.

A.A.
Logged

Herkesin bakmadigi yonden bak dunyaya. MEVLANA

Gençler, siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.Mustafa Kemal ATATURK (Seni Sevmeyene Ben Turk Demem)

What doesn't kill you, makes you stronger...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Ayarlar
Radyo
Son 10 Yaygaralar:
Bugün 00:33:00
ウエディングドレスã€ã‚¦ã‚§ãƒ‡ã‚£ãƒ³ã‚°ãƒ‰ãƒ¬ã‚¹ã€ã‚¦ã‚¨ãƒ‡ã‚£ãƒ³ã‚°ãƒ‰ãƒ¬ã‚¹ã€å‰²å¼•ウェディングドレスã€ã‚ªãƒ³ãƒ©ã‚¤ãƒ³ã‚¦ã‚¨ãƒ‡ã‚£ãƒ³ã‚°ãƒ‰ãƒ¬ã‚¹
Dün 16:40:08
louboutin shoeslouboutin salelouboutin pumps
Dün 16:40:04
ugg boots cheapugg boots australiaugg boot saleugg cleara
Dün 16:40:00
paulsmith outletpaulsmith storepaulsmith online
Dün 13:36:27
Replica A. Lange & Sohne watches
fake A. Lange & Sohne watches
Dün 13:36:19
mbt shoesmbt bootsbuy mbt shoesmbt online
Dün 13:36:14
Rolex Air-King WatchesReplica Rolex Watches
Dün 13:36:10
buy coach handbagscoach handbags cheapdiscount designer handbags
Dün 08:45:23
Christian Louboutin Pisos, Louboutin zapatos de pisos, pisos baratos Christian Louboutin, baratos zapatos Louboutin Pisos, pisos réplica Christian Louboutin
Dün 06:03:14
paulsmith bagspaulsmith handbagspaulsmith shoes
Günün filmi
Üye
Toplam Üye Sayısı: 1325
En son: nmonmeli
İstatistikler
Toplam Mesaj Sayısı: 33093
Toplam Konu Sayısı: 2296
Bugün Online: 144
Tüm zamanlar Online: 697
(05 May, 2012, 16:24:45)
Online Üyeler
Kullanıcılar: 1
Misafirler: 134
Toplam: 135
Haberler
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.3 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

TinyPortal v0.9.8 © Bloc


XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM
Bu Sayfa 0.139 Saniyede 29 Sorgu ile Oluşturuldu